ULUSLARARASI TİCARET VE İŞLETMECİLİK

Bölümden Yazılar

15.12.2020 Sal 05:49
Para Savaşları
 
Para savaşları, dünyanın önde gelen ekonomileri arasında gerçekleşmektedir ve yeni bir kavram değil. Ekonomist Robinson (1937), 1930'lardaki benzer durumu açıklamak için mevcut politikaları "komşu dilenci" kavramı olarak tanımlamış, bir kart oyunundan ilham aldığı söylenmektedir. Bu oyuna göre kazanan varsa mutlaka kaybeden vardır. Ekonomik açıdan “komşu dilenci” politikası; bir ülkenin ekonomideki enflasyon, ödemeler dengesi, işsizlik gibi sorunları çözmek için ithalat kısıtlamaları ve döviz kuru politikaları uyguladığı ülkelere karşı uyguladığı bir politikadır.

Bu politikanın temel argümanı, yerli paranın yabancı para karşısında devalüe (değer kaybı) edilmesidir. Değeri yabancı para birimleri karşısında değer kaybeden yerli para, ihracatı daha ucuz, ithalatı pahalı hale getiriyor. Bu durumda ihracat artarken ithalat azalır. Dolayısıyla bu politikayı uygulayan ülkenin istihdam oranında ve gelirinde artış var. Sonuç olarak, politika uygulaması bir ülke için olumluyken diğer ülkelere zarar verir. Çünkü diğer ülkelerin ihracatındaki düşüşün bir sonucu olarak ülkenin paranın değerinin devalüasyonu. Bu durumda diğer ülkeler daha önce ürettikleri malları daha ucuza, yerli parasını devalüe ederek almaya başladıkları için kendi üretimini durdururlar ve dış ticaretleri açık verir.

Küresel krizin ardından düşen talep, rekabetçi döviz kuru politikaları tartışmalarını yeniden canlandırdı. Küresel finansal krizle birlikte durgunlaşmaya başlayan ülkeler, durgunluktan kurtulmak için birbirlerinin dış açıklarını ve fazlasını suçladılar ve karşılıklı olarak birbirlerine karşı çıktılar. Bu önde gelen ülkeler ABD, AB, Japonya ve Çin geçtiğimiz yıllarda paralarında değer kayıpları oluşturarak bu savaşta yer aldılar. Aslında bu dört aktör arasında mübadele savaşının çıkmasının nedeni, hem dünyanın en büyük ekonomileri hem de birbirlerinin en büyük dış ticaret ortakları olmalarıdır (Bircan, 2016). Günümüzde para savaşları çok sıcak olmasa da hala devletler için para önemli bir silah olarak ellerinde. Kripto paralarda nasıl bir savaş bekliyor, onu da yaşayarak göreceğiz.
 
Dr. Öğr. Üyesi Orhan Özaydın, CMA

Kaynaklar; 

O. Özaydın, (2019) “Turkey Foreign Trade Interaction with Cross Exchange Rates: Beneath the    Currency Wars”, Journal of International Trade, Logistics and Law, e-ISSN 2149-9748, Vol. 5, Num. 2, p.59-69, 2019.

Bircan, B. (2016). Kur Savaşlarının Gelişimi ve Kur Savaşları Perspektifinden Türkiye. İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Doktora Tezi).

Robinson, J. (1937). Beggar-my-neighbour remedies for unemployment. In In Essays in the Theory of Employment (pp. 210-230). London: Macmillan.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Geleceği Şekillendiren Kadın Girişimciler

Kadın girişimciliği ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyini önemli derecede etkilemektedir. Bu etkiye özellikle gelişmekte olan ekonomilerde daha fazla ihtiyaç vardır. Ancak kadın girişimciliği gelişmekte olan ekonomilerde daha zorlu ve mücadeleci biçimde yaşanmaktadır (Yılmaz ve Karaçelebi, 2020).  Kadın girişimciliği ifadesinin içeriğine baktığımızda kadının ev dışında, kendi adına kurduğu bir işletmesinin olması; bir işletmede tek başına veya çalıştırdığı diğer kişilerle birlikte çalışması veya sahibi olması sıfatıyla ortaklık kurması; iş ile ilgili olarak kamu ve özel kuruluşlarla temaslara geçebilmesi; işletmenin geleceği ile ilgili planlar yapabilmesi; işletmeden elde ettiği kazancıyla yapacağı yatırımlar ve kazancın kullanım alanları üzerinde söz sahibi olması; işletmesi adına tüm riski üstlenmesi olarak ifade edilmektedir (Ecevit, 1993; akt: Baysal, 2020).

Kadın girişimciler erken aşamalarda ve girişimlerini kurduktan sonra birçok engel ile karşılaşmaktadırlar. Kadın girişimcilerin iş kurma aşamasında karşılaştıkları sorunları; iş kadınlığına geçiş aşamasında çevrenin olumsuz bakışı, deneyimsizlik ve bilgi eksikliği, sermaye yetersizliği ve teminindeki güçlükler, bürokratik engellerin varlığı, kalifiye personelin teminindeki güçlükler, sektörde tanınmamış olmak, ekonominin gidişatı ile ilgili yaşanan belirsizlikler, ailesel sorunların varlığı şeklinde sıralamak mümkündür (Çelik, 2018; akt: Durukan, 2021). Kadın girişimciler işlerini kurduktan sonra da çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunlar ise; yeni iş hayatlarındaki deneyimsizliği ve tecrübe eksiklikleri, aile ile işi bir arada yürütmenin getirdiği rol çatışmaları, sermaye yetersizliğinden kaynaklı ekonomik sorunların varlığı, vergi politikası ve sosyal güvenlik politikaları gibi işletmelerle ilgili mevzuatın karmaşıklığı ve bürokratik problemler, çalışanlar üzerinde otorite sağlanması konusundaki zorluklar, sektördeki erkek hâkimiyetinin baskınlığı ve kadın olmanın getirdiği sıkıntılar olarak sıralanmaktadır (Çelik, 2018, akt: Durukan, 2021). Buna ek olarak, kadın erkek eşitsizliğinin yüksek olduğu toplumlarda kadınların iş yaşamına ve girişim süreçlerine katılımının nispeten daha az olduğu görülmektedir (Yılmaz ve Karaçelebi, 2020).

Ülkemizde kadın girişimciliği son yıllarda özellikle devlet destekli olarak da arttırılmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda hem sivil toplum kuruluşları tarafından hem de Kalkınma Planları içerisinde adımlar atılmaktadır. Ayrıca toplumsal değişimlerin öncüsü olan kadınların başarılı girişim hikayeleri de yeni girişimler için cesaret unsuru olabilmektedir. Bu noktada geleceği değiştirecek fikirleri olan 6 genç girişimci kadının kısa girişim hikayesine aşağıdaki linkten bir göz atmak belki de yeni girişimler için ilham kaynağı olabilecektir.

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/gelecegi-sekillendiren-kadinlar-41756744

Kaynakça:

Yılmaz, E., & Karaçelebi, F. G. (2020). Kadın Girişimcilerin Girişim Süreçleri Üzerine Bir Araştırma. İş Ve İnsan Dergisi7(2), 283-293.
Baysal, H. (2020). Türkiye’de Kadın Girişimci Yazını: Pandemi Öncesi Görünüm (1996-2020). International Journal Of Entrepreneurship And Management Inquiries4(Özel Sayı 1), 50-71.
Durukan, L. (2021). Türkiye'de Kadın Girişimcilerin Desteklenmesinde Kosgeb’in Rolü. Gazi İktisat Ve İşletme Dergisi7(1), 17-37.
 
Çağlar KARAKURT
Araştırma Görevlisi 
İstanbul Gelişim Üniversitesi
İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi 
Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Immanuel Wallerstein'ın Perspektifinden ''Meta Zincirleri''

Kapitalizm her şeyden önce tarihsel bir toplumsal sistemdir. Tarihsel kapitalizm adı verilen bu sistemin ayırt edici tarafları, sermayenin kullanıma girme şekli ve amacı noktalarında ortaya çıkmaktadır. Sistem, sermayenin kendini büyütecek şekilde kullanıma sokulması ve geçmiş birikimlerin, yalnızca daha fazla sermaye biriktirmek için kullanıldığı ölçüde sermaye niteliği taşıması temellerine dayanmaktadır.
Modern zamanlardan önce, kişilerin daha fazla sermaye biriktirmek amacıyla sermaye yatırma kararı almaları olağan ancak başarılı olmaları ise oldukça zor olmuştur. Bunun sebebi, kişilerin üretimi gerçekleştirecek emek faktörünü elde etmeleri, üretilen malların pazarlanması için gerekli olan dağıtım sisteminin gerekliliği, malları almak için yeterli kaynağa sahip olan alıcılar grubunun bulunması ve üretilen malın kar elde edilecek bir şekilde satılarak bu karın yeni bir akılcı yatırım için kullanılması öğelerinden oluşan ‘’sermaye devri zincirinin’’ çoğu zaman tamamlanamamış olmasıdır. Bu işlemler zincirindeki bir ya da birkaç halkanın eksik kalmasının nedeni ise zinciri oluşturan söz konusu öğelerin henüz yeterince ‘’metalaştırılmış’’ olmamasıdır. 

Tarihsel kapitalizm bu nedenlerden dolayı, sadece değiş tokuş süreçlerinde değil bunların yanı sıra üretim, dağıtım, yatırım süreçlerinde de yaygın bir metalaşma getirerek, tüm süreçlerin piyasa yoluyla şekillenmesini sağlamıştır. Kapitalizmin kendine dönük bir süreç olması bakımından kapitalistler, daha çok sermaye biriktirmek amacıyla, ekonomik hayatın tüm alanlarında toplumsal süreçlerin giderek daha fazlasının metalaştırılması için çalışmışlardır. Bununla beraber üretim süreçleri de meta zincirleri halinde birbirlerine bağlanmıştır.

Meta zincirlerini iyi anlayabilmek için piyasanın ilk üretici ile nihai tüketicinin karşı karşıya geldiği yer olduğu şeklindeki dar kapsamlı algıdan uzaklaşmak gerekmektedir. Çünkü piyasadaki işlemlerin büyük çoğunluğunu, uzun meta zinciri içerisinde var olan iki ara üretici arasındaki değiş tokuş işlemleri oluşturmaktadır. Bu işlemlerde alıcı kendi üretim süreci için girdi satın alırken, satıcı ise yarı mamul bir ürün satmaktadır. Bu durum ara piyasalarda bir fiyat mücadelesi ortaya çıkarmaktadır. Alıcı açısından fiyat mücadelesi, meta zinciri boyunca önceki tüm emek süreçlerinden kazanılmış olan karı satıcıdan koparma çabasıdır. Fiyat mücadelesinin belirleyicisi, ara piyasadaki arz ve talep olmakla birlikte bu arz ve talebi etkileyen tekelci kısıtlamaları da göz ardı etmemek gerekmektedir. Ayrıca ’’dikey tümleşme’’ olarak adlandırılan alıcı ve satıcının nihai olarak aynı firma olması durumunda, arz ve talep etkileşiminin fiyatı belirlediğinden söz edilememektedir. Gerek geçen birkaç yüzyılın büyük ticarethaneleri gerekse günümüzün çok uluslu şirketleri, meta zincirlerine olabildiğince fazla halka sığdırmaya çalışmışlardır. Bundan dolayı meta zincirleri içerisindeki değiş tokuş süreçlerinin yapısını çıkar çatışması içerisindeki taraflardan çok dikey bağlantılar belirlemektedir.

Meta zincirlerine coğrafi açıdan bakıldığında, çıkış noktalarının çok sayıda ama varış noktalarının birkaç tane oldukları görülmektedir. Yani meta zincirleri kapitalist dünya ekonomisinin çevrelerinden merkezlerine doğru gitme eğilimindedirler. Tarihsel kapitalizmin başlangıcından beri, neredeyse tüm meta zincirlerinin devlet sınırlarını aştığı bilinmektedir. Meta zincirleri, işlevsel ve coğrafi bakımdan gitgide daha çok yaygınlaşan ve hiyerarşik duruma gelen, geniş kapsamlı bir toplumsal iş bölümünü temsil etmektedir. Üretim süreçlerindeki oluşan bu mekan hiyerarşisi, dünya ekonomisinin merkez ve çevre bölgeleri arasında reel gelir ve yaşam düzeylerinin yanı sıra sermaye birikim yerleri açısından da büyük bir kutuplaşmaya yol açmaktadır. Bu kutuplaşmanın sebebi metaların, karmaşık bir üretim işleminin geçici kıtlığı ya da asker marifetiyle yaratılan yapay kıtlıklar nedeniyle piyasada ortaya çıkan farklılaşmadan yola çıkarak, eşitsiz değiş tokuş işlemleri sonucunda üretilen karın bir kısmının bir bölgeden diğerine aktarılması yoluyla hareket etmesinden kaynaklıdır. Dolayısıyla bu durum kaybeden bölgenin çevre, kazanan bölgenin ise merkez olarak adlandırıldığı bir ilişki ortaya çıkarmaktadır.  Merkez-çevre ilişkisindeki kutuplaşmayı arttırıcı mekanizmalardan biri olarak, meta zincirleri içerisinde yer alan dikey tümleşmeler, üretim süreçlerinde yer alan önemli aktörlerdir. Dikey tümleşmeler sayesinde, toplam karın önceye nazaran daha büyük bir kısmının merkeze doğru kaydırılması olanaklı hale gelmiştir. Karların merkeze doğru kaydırılması, sermayeyi bu bölgelerde yoğunlaştırmıştır. Bunun sonucu olarak merkez bölgelerde makineleşme artmış ve bu bölgelerdeki üreticiler ek rekabet üstünlüğü elde etmişlerdir.

Sermayenin merkez bölgelerde yoğunlaşması, bu coğrafyadaki devletlerin, çevre devletleri üzerinde baskı kurmalarını sağlayacak siyasi ve mali güce erişmelerini sağlamıştır. Böylelikle merkezler, çevre devletlerinin meta zincirinin alt düzeylerinde yer alan işlerde uzmanlaşmaları hatta kendi topraklarında işçileri daha düşük ücretle çalıştırmaları ve işçilerin hayatlarını sürdürmelerini sağlayacak uygun hane yapıları oluşturmaları konularında baskıcı olabilmişlerdir.

Tarihsel süreç içerisinde; ülkelerin üretim yapıları (ülkelerin hangi tür malların üretiminde uzmanlaşarak karşılaştırmalı üstünlük elde edeceği), dünyanın farklı bölgelerinde dramatik farklılıklar gösteren ücret düzeyleri ve uluslararası sermaye hareketlerinin yönelimleri tarihsel kapitalizm tarafından belirlenmiştir. Meta zincirleri ise bu süreçte her zaman tarihsel kapitalizmin başrollerinden biri olmuştur.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Blockchain Teknolojisi nedir?

Bitcoin, blockchain teknolojisine dayanmaktadır. Bitcoin bu sıralarda fiyat hareketleri ile çok gündemde. Peki bu digital paralar gerçekte hangi teknolojiye dayanıyor?
Bir blok zinciri, en basit ifadeyle, tek bir varlığa ait olmayan bir bilgisayar kümesi tarafından yönetilen, zaman damgalı, değişmez veri kayıtları dizisidir. Bu veri bloklarının (yani blok) her biri, kriptografik ilkeler (yani zincir) kullanılarak güvenli hale getirilir ve birbirine bağlanır.

Blockchain ağının merkezi bir otoritesi yoktur - bu, demokratikleştirilmiş bir sistemin tam tanımıdır. Paylaşılan ve değişmez bir kayıt defteri olduğu için, içindeki bilgiler herkesin ve herkesin görmesi için açıktır. Bu nedenle, blockchain üzerine inşa edilen her şey doğası gereği şeffaftır ve dahil olan herkes eylemlerinden sorumludur.
 
Blockchain'in bu kadar hayranlık kazanmasının nedeni şudur:
• Tek bir kuruluşa ait değildir, bu nedenle merkezi değildir
• Veriler içinde kriptografik olarak saklanır
• Blok zinciri değişmezdir, bu nedenle hiç kimse blok zincirinin içindeki verilere müdahale edemez
• Blok zinciri şeffaftır, böylece isterlerse veriler izlenebilir
 
Şeffaflık ve kripto doğru anlaşılmalıdır. Bir kişinin kimliği, karmaşık şifreleme yoluyla gizlenir ve yalnızca açık adresiyle temsil edilir. Dolayısıyla, bir kişinin işlem geçmişine bakacak olursanız, “Ali 1 BTC gönderdi" ifadesini görmezsiniz, bunun yerine "1MF1bhsFLkBzzz9vpFYEmvwT2TbyCt7NZJ 1 BTC gönderdi" görürsünüz.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yöneticinin Toplantı Yönetim Rehberi

Esneklik sadece işletmelere ait bir özellik değil aynı zamanda çalışanların da sahip olması beklenen bir özelliktir. Büyük çok uluslu işletmeler; çalışma, yaşama ve seyahat konularında esnek yöneticilere ihtiyaç duymaktadır. Esnek, bilgi birikimi iyi düzeyde, kültürel farkındalığı yüksek, hızlı adapte olabilen ve anlayış sahibi yöneticiler iş dünyasında bir adım öne çıkabilmektedir. Aşağıda, bir yöneticinin diğer kültürlerden kişiler ile toplantı yaparken dikkate alması gereken birkaç konuya yer verilmiştir:

Tanışma Tanışmalarda fazla yakınlıktan kaçınmak, hitaplarda "doktor" ve "bey" gibi unvanları kullanmak önemlidir. İlk isim kullanmaya sadece izin verildiğinde başlanmalı ve başlarda isimlerin kısaltmalarını (örneğin, Catherine yerine Cathy) kullanmamaya özen gösterilmesi önemli olarak görülmektedir.

Kişisel Mesafe Kültür iki kişi arasındaki uygun mesafeyi belirlemektedir. Latin Amerika'da insanlar arasındaki yakınlık fazladır ve erkek erkeğe kucaklaşma yaygındır. Benzer şekilde Orta Doğu ülkeleri de yakınlığı önemli olarak görmektedirler. Ancak Uzak Doğu ülkelerinde fazla yakınlık tercih edilmeyebilmektedir.

Dinî Değerler Sizin âdetleriniz karşı tarafın dinî değerleri ile uymayabilir; bu konuda dikkatli davranmak önemlidir. Örneğin ABD eski Dışişleri Bakanı Madeline Albright, dindar İsrail ve Filistin liderlerini yanaklarından öpmüş, bu davranışı ile sık sık gündeme gelmiştir. Bu yüzden durumların farklı dinlerde nasıl algılanacağı bilinmelidir.

Kartvizitler Asya'da, kartvizit bireyin bir uzantısı gibi kabul edilir. Japonya'da iş kartları genellikle iki el uzatılmış şekilde eğilerek selam verirken değiştirilir ve yazılı yüzü alıcıya bakar. Kartları hızlı bir şekilde cüzdanınıza veya çantanıza atmamalı, tüm toplantı boyunca masada bırakmalısınız. Bu gibi bazı toplumlarda kişisel kartvizitler önem arz edebilir.

Mizah Mizahı dikkatli kullanmak gerekir çünkü karşı kültürde çevirisi genellikle aynı anlama gelmeyebilir. Yerel halkın çok az bilebileceği ya da hiçbir bilgiye sahip olmayacağı, ülkenizdeki kelime oyunlarına ve olaylara dayanan esprilerden kaçınmak önemlidir.

Beden Dili Toplantılarda çok rahat bir şekilde oturmak ya da kaskatı durmak negatif bir ortam oluşturabilir. İnsanların gözünün içerisine bakmaktan kaçınmak güvenilmez olarak algılanabilir ancak meydan okuyacak şekilde ve yoğunlukta da bakmak kötü izlenim bırakabilir. Bu gibi beden dili kullanımlarına özen gösterilmelidir.

Uluslararası işletmeleri temsil eden yöneticilerin dikkat etmesi gereken birçok unsur olabilir. Yukarıdakiler sadece bunlardan birkaçını oluşturmaktadır. Bu yüzden uluslararası işletmecilik faaliyetlerinde başarılı olmak adına öncelikle esnek bir yönetici olmak aynı zamanda da kültürel farklılıkların bilincinde olmak önemlidir.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Erken Dönem Girişimcilik Üzerine Bir Yazı: Startup Ekosistemi

Girişimciliğin tanımını yaparak başlamak gerekirse, aşağıdaki gibi bir anlatım yerinde olacaktır: “İnsanın beyin gücüne dayanan üretkenlik veya ekonomik değerler yaratma kabiliyeti; düşünme, akıl yürütme, hayal gücü, yaratıcılık, risk ve sorumluluk üstlenme gibi daha çok entelektüel ve cesaret kökenli niteliklerinin bir ürünüdür girişimcilik.”

Girişimcinin özelliklerini ise kısaca şöyle sayabiliriz: Girişimci sürekli bir amaç içindedir, ön yargılı değildir, iyi gözlem yapar, sorunları tespit eder, hayal dünyası geniştir, sorunlara farklı çözümler geliştirir, analitik düşünür ve ayağı yere sağlam basar.

Genel olarak girişimcilikte fikri emeğin ön planda olduğunu görüyoruz. Bununla beraber, eğer girişimcilik bir startup (erken dönem girişimcilik) faaliyetleri için yapılıyorsa, fikri emek yanında ve fiziki emek de gerektirir. Startup girişimcisi, işin en baştaki kuruluş aşamasından itibaren, her anında fiziki emeğini de ortaya koymak durumundadır.

Bir yandan bu zorluklar varken, diğer taraftan girişimciliğin bize çok cazip göründüğünü anlamış oldum sayın Prof. Dr. Gülüzar Hocamızın araştırmasından. Sayın Hocamız ,Prof. Dr. Gülüzar Kurt Gümüş, startup performansları ile ilgili yaptığı araştırmasında (2020) ilgimi çeken enteresan bir veri gördüm: Türkiye’deki vatandaşlarımızın %80’i girişimciliği güzel bir kariyer seçeneği tanımlamış. Beklediğimden fazla yüksek bir oran oldu bu. Bunun gibi çok güzel bulgular var. Türk insanının girişimciliğe bakışı global ortalamaya göre daha olumlu, Türk insanında ciddi bir heves ve potansiyel görünüyor.

Sayın Hocamızın yapmış olduğu araştırma, “Startup’lar yönüyle TÜRKİYE'NİN GİRİŞİMCİ PERFORMANSI”. Nobel Bilimsel Eserler yayınlarından, Research on Financial Performance kitabında ilk bölümünde yer alıyor. Sayın Gümüş çalışmasında, girişimcilikle ilgili düşüncelerimizin yanında, yıllara göre Türkiye’deki startup ekosisteminin durumuna da değinmiş. Startup ekosisteminin önemli unsurları olan hızlandırıcılar(mentörler, eğitimler), ortak çalışma alanları, teknoparklar ve yatırımcılar hakkında bilgi içermekte. Araştırma verilerine göre, 2010 - 2019 yılları arasında Türkiye’de startup ekosisteminin geliştiğini ve yukarıda saydığımız unsurların sayılarının arttığı görülüyor. Tabi ekosistemin gelişmesiyle Türkiye’deki startuplar da gelişiyor, sayıları artıyor, daha başarılı oluyorlar. Ekosistem gelişiminin startuplara olumlu etkisi görülüyor ve sayılarının arttırılması gerekiyor.

Çevresel faktörlerin geliştirilmesinin yanında girişimcinin kendisinin de gelişmesi zaruri. Girişimcilerin bazı hataları yüzünden yeni projeler ölü doğabiliyor ya da bir sonraki seviyeye sıçrayamıyor. Girişimin başarısız olma sebeplerinden biri, girişimciler fikirlerine çok âşık oluyorlar ve geliştirmeye açık değiller. Esasen burada bir farkındalık eksikliği oluyor. Pazar araştırması yapmıyorlar, kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu düşünüyor.

Sonuç olarak, startup ekosisteminin her boyutunda eş zamanlı gelişme sağlanırsa (girişimci, mentor, yatırımcı, fiziksel şartlar) startup projelerinin sayısı ve başarı oranları da artacaktır.

Dr.Öğr.Üyesi Orhan Özaydın, CMA

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yalın Yeniliklerden Yalın Girişimlere

Yalınlık terimi pazarlama, işletme ve yönetim disiplinlerini etkileyen ve 1900’lü yılların başları itibariyle uygulanmaya çalışılan kavramlardan biridir. Ancak bu kavramın uygulaması oldukça zor ve prensipli çalışmalara dayanmaktadır ve bu sistemli çalışmalar neticesinde hayata geçirilebilmesi mümkün olmaktadır. Yalınlık önce yalın üretim kavramı olarak hayatımıza girmiştir ve bu konuda asıl katkıları dev Japon otomobil üreticisi Toyota sağlamıştır. Aslında Toyota Üretim Sisteminin (TPS) kökleri “Yalın Üretim” teriminden çok daha gerilere kadar gitmektedir.

TPS'nin temelleri 1950'lerde II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Toyota'nın küçük hacimli pazarlar için geniş bir yelpazede farklı modeller üretmeye zorlandığı zaman atılmıştır (Özkeser, 2018). Temel fikirler 1980’de “Toyota Üretim Sisteminin Çalışması” adlı çalışmada Shigeo Shingo tarafından yayınlanmış olmasına rağmen, Toyota tarafından geliştirilen yeni taksonomi, 20. yüzyıl 90’ların başına kadar Batı dünyasında büyük ölçüde bilinmeyen bir sistem olarak kalmıştır (Özkeser, 2018).

Yalın üretimin temelleri aslında üretim sürecinde oluşan atıkların sıfıra indirilmesi prensipleri üzerine kuruludur (Womack, 1990). Ve atıklar; ürüne kesinlikle değer katmak için gerekli olan asgari ekipman, malzeme, parça, alan ve işçinin süresi dışında kalan her şeydir. Ayrıca yalın üretimde stresli ve çok çalışan insanlar ve sınırlarının ötesinde çalışan makineler (aşırı yük) kapasitenin %90'ını aşacak şekilde çalışıyorlarsa (basit bir işlemde) hatalar oluşturacak ve hedefler kaçırılmaya başlayacaktır (Womack, 1990). Bunlara benzer şekilde düzensizliklerin olması da genellikle müşterinin siparişlerinden veya tedarikçi teslimatlarından etkileyecektir.

Peki nedir bu yalın yenilik kavramı? Yalın yenilik, “İnovasyon süreçlerimiz nasıl daha verimli olabilir?” sorusuna muhtemel bir cevaptır. Hedefler hiyerarşisinde, tüm iyileştirme girişimlerinin aynı amacı vardır. Bu yüzden yalın inovasyonun yeni bir şey teklif etmediğini iddia etmek caziptir. Geliştirilmiş performans yaratan bir sürece yaklaşım olarak, yalın inovasyonun birçok özel gücü vardır. Yalın yenilik, sürekli iyileştirmeler için bir yönetim felsefesi ve bir terminolojidir, ancak aynı zamanda bilgi paylaşımı ve yönetimi için bir takım özel yöntemlerdir.

alın inovasyonun amacı, yalın düşünce ilkelerini sistematik olarak inovasyon yönetimine aktarmaktır(Womack, 1990). Yalın inovasyon, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli olarak daha iyi yollar bulmak; değer-atık denklemini iyileştirmek için faydacı ve duygusal değerin iki alanında aramalar yapmaktır. Yalın inovasyon, yalın ürün geliştirmeye dayanır, ancak müşteri değerinin doğası hakkında yeni bakış açıları sunar (Sonnenberg ve Sehested, 2011). Yalın inovasyon müşteri değerini maksimize etmek için operasyonel rehberler geliştirmekle ilgilenmektir. Yalın düşünme, evrensel olarak uygulanabilir bir yöntem değildir, bireysel olarak dönüştürülmesi gereken farklı temel ilkelere sahip bir kavramdır(Sonnenberg ve Sehested, 2011). Yalın inovasyon, yalın düşünce ilkelerinin ürün veya süreç yeniliği gelişimi ile ilgili olarak sistematik bir şekilde yorumlanmasını temsil etmektedir. Yalın üretimle karşılaştırılabilir rehberlik temaları yalın inovasyon için hala eksiktir. Günümüzde yalın inovasyon daha sistematik bir hale gelmektedir.

Peki yalın inovasyon ne değildir? Yalın inovasyon;  inovasyona uygulanan bir üretim yöntemi, inovasyonda yaratıcılığı ve fikir üretmeyi öldüren bir yöntem ve çalışanların daha hızlı çalışmasını sağlamanın bir yolu değildir.

Yalın yenilikle verimlilik elde etmenin üç boyutu vardır ve bunlar (Sonnenberg ve Sehested, 2011):
-​dış verimlilik,
-iç verimlilik,
-sürekli iyileştirmedir. 
Doğru olanı yapmak" dış verimliliği etkiler. “Doğru yapmak” iç verimliliği etkiler. “Her zaman daha iyisini yapmak” ise sürekli iyileştirmeler sağlar (Sürekli Geliştirme Deming Döngüsü olarak da geçmektedir) (Sonnenberg ve Sehested, 2011).

Özellikle son zamanların sık kullanılan yalınlık kavramı girişimcilikte de görülmektedir. Bu kavramın girişimcilik literatüründe kullanım şekli ise “Yalın Girişimcilik” veya “Yalın Start-Up” olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavramı bu alanda ilk olarak kullanan Eric Ries (2006, 2011) olmuş; sonrasında ise en önemli çalışmaları yapanlar Eisenmann ve Steve Blank olmuştur. “Yalın start up” olarak adlandırılan metodoloji; ayrıntılı planlama, sezgisel müşteri geri bildirimlerini ve geleneksel “büyük tasarımın önplanı” gelişimi üzerine yinelemeli tasarım denemelerini içermektedir. Yalın start-up kavramına göre genç girişimler iş planlarını uygulamak, gizli olarak çalışmak ve tamamen işlevsel prototipleri bırakmak yerine hipotezleri test etmekte, erken ve sık müşteri geribildirimlerini toplamakta ve potansiyel müşterilere “asgari uygulanabilir ürünler” sunmaktadırlar. 

Yalın yöntemin üç temel prensibi vardır (Blank, 2013). Birincisi, girişimciler aylarca planlama ve araştırma yapmak, karmaşık bir iş planı yazmak yerine, hipotezlerini iş modeli kanvası adı verilen bir çerçevede özetlerler. İkinci olarak, yalın start-uplar, hipotezlerini test etmek için müşteri gelişimi olarak adlandırılan “binadan çıkma” yaklaşımını kullanır (Binadan çıkma; etrafta olup bitenleri gözlemleme ve dışa açık bir işletme olma profilini anlatmaktadır). Üçüncüsü, yalın start-uplar, yazılım endüstrisinde ortaya çıkan çevik geliştirme adı verilen bir şeyi uygulamaktadırlar (Çevik geliştirme; ürünü tekrarlı ve aşamalı olarak geliştirerek boşa harcanan zaman ve kaynakları ortadan kaldırır. Bu, yeni başlayanların test ettikleri uygun ürünleri minimum olarak yaratma sürecidir).
Yalınlık daha etkili, daha iyi ve ucuz ve birlikte bir şeyler yapmakla ilgilidir. Yalın mükemmellik istemektedir (Mükemmel kalite, sıfır atık, mükemmel müşteri memnuniyeti). Yalın sürekli bir gelişme sürecidir. Yalınlıkta hatalar, iyileştirme fırsatları olarak görülmektedir.
 
Neden yapılmalıdır (Nolan, 2017):

-İşleri daha iyi organize etmenize yardımcı olur, böylece müşteri taleplerini daha iyi karşılanabilir.

-Çalışanların özellikle problem çözme alanındaki yeteneklerini geliştirir ve daha ilginç işler yapmasına yardımcı olur.

-Şirketin daha güçlü olmasına yardımcı olur, böylece daha fazla satış yapabilir ve hayatta kalmasını sağlayabilir.

-Eğer rakipler bunu yapıyorsa ve siz yapmazsanız, o zaman geride kalınmasına ve müşterilerin kaybedilmesine sebep olabilir.

Yalın felsefeyi kullanarak “Yalın İnovasyon” yapan işletme örnekleri:

-Tesla yalın yeniliklere mükemmel bir örnektir. Fiyat aralığında satış lideri olan Model S’i, rakiplerinden daha kısa sürede daha az kaynak kullanarak geliştirmiştir. Ve Tesla örneği, geleneksel inovasyon süreçlerinin ötesine geçen bir yapıyı bizlere göstermektedir. Yeni iş modelleri, müşteriyle etkileşimde bulunmanın yeni yollarını ve ek gelir kaynaklarını içermektedir. Tesla’nın yaklaşık 2000 adet sattığı Roadster ürünü, onlar için mükemmel bir beta testi olmuştur. Batarya yönetimi teknolojisi, iletimi vb. gibi teknoloji sorunlarımızı sıralayabilmişler ve ilk benimseyenlerin istek ve ihtiyaçlarını öğrenmişlerdir. Tesla Roadster'ı geliştirmek için güçlü ortaklara güvenmiştir. Pil teknolojisini Panasonic’ten, Elise spor otomobilinin şasisini Lotus’tan ve çok ihtiyaç duyulan sermayeyi de Daimler-Benz’den almıştır. Bu destekler ile pazarlamanın süresini kısaltmış ve Ar-Ge maliyetlerini önemli ölçüde düşürmüştür.

-Sık sık verilen Apple örneğine yeniden bakarsak; son 15 yılda yeni pazarlara (örn. İPod ve iPhone) dalmada, yeni servisler oluşturmada (örneğin iTunes), yüksek marjlı sistemleri geliştirmede ve iyileştirmede (örn. İMac ve MacBook hatları) ve bu ürünlerin/hizmetlerin tüketiciye yeni şekillerde yeniden sunulmasında (örneğin, Apple mağazaları Genius Bar) gösterdiği yenilikler Apple'ı karlılık ve piyasa kapitalizasyonunda yeni zirvelere çıkarmıştır.

-Cirque du Soleil ise daha önce bulunmayan bir eğlence segmenti yaratmıştır. Asıl yola çıkış hikayesi sirk mantığı olsa da eğlence anlayışını farklı boyuta taşımış, normal sirk atmosferinden ziyade hayvansız sirk adı altında yeni bir hizmet anlayışı geliştirmiş; müşterisine bambaşka bir deneyim fırsatı sunmayı amaçlamıştır.

-Diğer bir örnek Saunders Çiftliği ise, her yıl onbinlerce misafir çeken ve Ottawa yakınlarında tarım turizmini oluşturmak için 1976'dan beri sezonluk etkinlikler, çalı labirentleri, turlar ve su oyunları sunan 400 dönümlük aile çiftliğidir. Bu kuruluşlar, insanların istemediklerine eğilerek ve pazarı gerçekten heyecanlandıran yeni fikirler geliştirmeye odaklanarak temelde yeni işletmeler yaratmışlardır.
Çağlar KARAKURT
Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü
Araştırma Görevlisi
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İşletmelerde Bütçe ile Yönetim: Küçük Bir Vaka Hatıratı

Bütçe, işletmenin stratejik amaç ve hedeflerine ulaşması için gelecek dönemde yapılacak iş ve faaliyetleri sayısal tanımlarla açıklayan raporlar ve planlamalardır. Eğer bir işletmede etkin bir bütçe varsa cari yıl içinde yöneticilerin işleri büyük ölçüde kolaylaşmaktadır. Çünkü bütçe döneminde yapılan kavgalar sonrasında üzerinde anlaşılan bir bütçe, cari yıl içinde yapılacak iş planlarını içermektedir. Bütçe, işletmenin gelecek senesinin belirsizliklerini ortadan kaldırır. Bundan sonra yapılması gereken -beklenmedik risk ve fırsatlar dışında- bütçeyi yıl içinde çalıştırmaktır. Bütçe ile yönetmenin işletmeye sağlayacağı katkılar hayati öneme sahiptir. Bütçenin bazı faydalarını aşağıdaki gibi sayabiliriz:

 Geleceğin planlanması sebebiyle kontrol edilebilir risklerin ve fırsatları önceden görüntülenmesini ve buna göre kararlar alınmasını sağlar.
 Bütçe ile tüm işletmede ortak hedef birlikteliği sağlamış olur.
 İşletmenin yıllık faaliyetlerin planlanmasını sayesinde belirsizliği ortadan kaldırır.
 Bütçe bölümler arasında koordinasyonu ve iletişimi güçlendirir, aksayan süreçlerin belirlenmesini kolaylaştırır.
 Bütçe ve sorumluluk iç içedir, bütçe ile neler yapılacağı belirlenirken sorumlular da belirlenir. Bütçe, sorumlularının performansını değerlendirir.
 Standart maliyetler belirlenmesine ve dolayısıyla analizlerde sorunları kaynağında tespitine yardımcı olur.
 Kontrol fonksiyonu sayesinde olası kayıpların önüne geçer.
 Maliyet yönetimi, kaynak kullanımı konularında karar alıcılara destek sağlar.

Bütçe, muhasebede kullanılan standart mali raporlarla hazırlanacağı gibi bunlara ek olarak yönetim muhasebesinde işletme yöneticilerinin takip ettiği özel raporlarla detaylandırılabilir. En temel bütçe fonksiyonları; satış bütçesi, gider bütçesi, varlık ve finansman bütçesi, nakit bütçesi ve yatırım bütçesi olarak sayabiliriz. Ana amaç doğrultusunda her fonksiyon özelinde planlamalar yapılır, bu raporlar Bütçe Koordinatörü tarafından konsolide edilir ve Yönetimin onayına sunulur. Konsolidasyon sürecinde Bütçe Koordinatörü ve Yönetim bir olumsuzluk görürlerse bütçe düzeltilmek üzere ilgili birimlere geri yollanır. Yönetimin bütçeyi onaylamasıyla işletme fonksiyonları bütçeye göre yürütmeye tabi olunur.

Bir işletmemizde, satın alma birimi önümüzdeki yıl içinde alınacak ilk madde bütçesini yapmıştı. Hammadde alımı peşin yapıldığı için nakit bütçesi de doğrudan etkilemekteydi. Satın alma birimi yaptığı hammadde alım miktarı bütçesinde, fiyatların en düşük olacağı zamanlarda toplu alımlar planlanmıştı. Bütçe önüme geldiğinde ilk işim nakit akış bütçesini oluşturmak oldu. Fakat görünen tabloda alımlar aynı ayda (fiyatın en düşük) yoğunlaşmıştı. İşletmenin ilgili ayda nakit pozisyonu ve kredi limitleri yeterli değildi. Bu sebeple bütçe tekrar satın alma birimine geri gönderildi ve hammadde alımının diğer aylara yayılması istenildi. Bununla birlikte hedef fiyatlarının da değiştirilmemesi gerektiği konusunda uyarıldı (fiyatlar satın alma biriminin performans göstergesiydi). Sonuçta görüldüğü üzere, yıl içinde oluşabilecek muhtemel bir nakit krizi bütçe döneminde erken görülmüş ve önlemi alınmış olundu.

Dr. Öğr. Üyesi Orhan Özaydın, CMA
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Dünyanın En Büyük Serbest Ticaret Anlaşması "Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık" (RCEP-The Regional Comprehensive Economic Partnership) İmzalandı

 
Asya-Pasifik bölgesindeki 15 ülke, dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olan "Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık" anlaşmasını; Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliğinin (ASEAN) 37. Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) görüşmesinde imzaladı. 8 yıl süren 46 müzakere ve 19 bakanlık düzeyinde görüşmenin ardından ASEAN üyeleri Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland ve Vietnam ile birliğin diyalog ortaklarından Avustralya, Çin, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda arasında anlaşma sağlanmış oldu. Bakıldığı zaman RCEP’in 2,1 milyarlık nüfusu kapsadığı ve bu açıdan bakıldığında küresel gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 30'unu içine aldığı görülmektedir.

Dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olan RCEP için ASEAN üyesi ülkeler ile Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan arasında müzakereler 2012'de başlamıştır. Başta 2 yıl içinde sonuçlandırılması beklenen anlaşma, bölge ülkelerinin farklı ticari beklentileri ve düşünceleri nedeniyle sürekli ertelenerek nihayetinde bu sene sonuçlandırılmıştır. Bu süreçte büyük bir anlaşma tarafı olarak görülen Hindistan, 2019 yılında ASEAN Artı Üç zirvesinde Çin ürünlerinin Hindistan'a ucuz fiyatlarla girmesinden endişe duyduğunu belirterek RCEP müzakerelerinden çekilmiştir.

Anlaşma ile ilgili küresel olarak yapılan yorumlara bakıldığında, RCEP anlaşmasının Çin'in Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik hakimiyetini arttıracağı fikrinde birleşildiği görülmektedir. Ek olarak Çin, Japonya ve Güney Kore'nin ilk kez aynı anda bir serbest ticaret anlaşmasının tarafı olduğuna da dikkat çekilmektedir. Anlaşmaya taraf olan ülkelere bakıldığı zaman halihazırda çoğunun son derece büyük, ekonomik açıdan ağırlıkları olan ülkeler oldukları göze çarpmaktadır. Bu ülkelerin böyle bir anlaşma kapsamında bir araya gelmeleri, anlaşmanın dünyanın en büyük ticaret anlaşması olmasını sağlamaktadır. Anlaşmanın ilerleyen yıllarda dünya genelinde tedarik zinciri akışları, üretim faktörlerinin dağılımı ve finansal dengeler açısından birçok değişimi de beraberinde getirileceği öngörülmektedir. Ayrıca yorumlara göre ABD ve Avrupalı şirketlerin serbest ticaret bölgesinin dışında bırakılarak dezavantajlı konuma getirileceği de bir başka tahmin olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bakıldığı zaman zaten kendi aralarında ticaret anlaşmaları da olan bu ülkelerin hepsinin tek bir serbest ticaret alanında toplamış olması RCEP’in en büyük sonuçlarından biri sayılabilir. Ayrıca anlaşma imzalanmış olsa bile hala ilerleyen süreçte atılması beklenen çok önemli adımlar ve seneler alacak düzenlemeler yer almaktadır. Örneğin bu süreçte taraf olan 15 ülkenin parlamentolarında bu anlaşmanın onaylanması gerekmektedir.  Sonuçta 15 Asya-Pasifik ülkesi bu anlaşma ile gelecek yıllarda aralarında uygulanan gümrük vergilerini kademeli olarak azaltacak; yeni belirlenecek olan ortak ticaret kurallar ile de lojistik kolaylaştırılacaktır. Anlaşmanın ticaret, e-ticaret, hizmet alanları, yatırımlar, telekomünikasyon ve telif hakları gibi alanları kapsadığı bilinmektedir. Kapsam alanı incelendiğinde aslında küresel olarak farklı standartlar uygulanan tarım ürünlerinin bu anlaşmaya dahil edilmediği de göze çarpmaktadır.

Bu noktada ülkemizin ve diğer dünya ülkelerinin bu anlaşmanın neresinde olacakları ve ilerleyen süreçlerde anlaşmadan nasıl fayda sağlayacaklarını düşünecekleri süreçler ortaya çıkacaktır. Halihazırda anlaşma ortağı ülkeler ile yapılan çok fazla ticari faaliyetimiz olduğu göz önüne alındığında, ihracatımızı arttırmak adına yenilikçi çözümler geliştireceğimiz bir süreçle karşı karşıya kalacağımız görünmektedir. Örneğin ihracat da yaptığımız bu ülkeler, ihraç ettiğimiz ürünleri bu anlaşma kapsamında anlaşmaya taraf olan ülkeler arasında daha ucuza temin edilebilecek konuma geldiklerinde, bu durum ihracatımıza olumsuz bir sonuç olarak yansıyabilecektir. Olumlu olarak bakıldığında ise bu ülkelere yapılacak yatırımlarda yeni anlaşma ile birlikte daha kapsamlı bir tedarik zinciri ağı geliştirilebilecek; üretim faktörlerinin akışındaki yeni gelişmelerden fayda sağlanabilecektir. Anlaşmanın ne gibi sonuçlarının olacağı ilerleyen yıllarda daha etkin olarak karşımıza çıkacaktır.
 
 
 
Çağlar KARAKURT
Araştırma Görevlisi
İstanbul Gelişim Üniversitesi
İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi
Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü

Adres

Cihangir Mahallesi Şehit Jandarma Komando Er Hakan Öner Sk. No:1 Avcılar / İSTANBUL

Telefon

0212 422 70 00

Fax

0212 422 74 01